ProfAnarch
1 month ago



If you tell people that a minority of globalist vultures is killing and maiming innocent men, women and children and stealing their resources they will probably stare at you disinterestedly and begin to think about what they are having for dinner that evening. Tell people that a politician is not paying his taxes, on the other hand, and they will probably erupt in fury. This may sound like a fairly depressing indictment of modern humanity, but it merely demonstrates that the overwhelming number of people take a purely selfish interest in political affairs and much of their anger stems from jealousy and envy. This is why many of them seem more preoccupied with people receiving benefits (welfare) than with those who run the major banks and corporations. Meanwhile, the loathsome parasites who were involved in the "Panama Papers" scandal are certainly deceitful and corrupt, especially when everyone else is expected to pay tax, but all taxation is exploitative and must come to an end. Taxation has its roots in religion, when kings and shamen began demanding tribute from the people around them on account of acquiring some kind of mystical status. For anarchists and revolutionaries, however, the issue of taxation offers us a means of success, because we know from history that when levels of taxation become increasingly demanding it is precisely the time when a population begins to rise up and rebel against the system. This is why Western governments are always falling over themselves in their efforts to keep taxation as low as possible. It is certainly not done for philanthropic reasons, that’s for sure, or to get a party elected as we are led to believe.
One way of creating problems for Western governments is by supporting revolution on the periphery and making sure they lose control of the communities in the Third World where crops are being exported to the West at the point of a gun. The disruption of their overseas operations means the Western economies are damaged, they are forced to raise taxes and then we get the desired response from the people. In other words, whilst this kind of corruption is sickening we still need things to get a lot worse before people actually start fighting back. We can also assist the process by setting up workers’ co-operatives and a black market that allows people to trade outside of the existing capitalist system and also try to cut down on how much we contribute to the economy in general. Over time, as the authorities lose control due to people witholding taxes and thus making it impossible for them to function effectively (including non-payment of the police and army that protect them) we will see the growth of "no-go" areas and the spread of autonomous, self-sufficient villages. The entire social security (welfare) structure must go, too, because that also postpones the threat of revolution. That might sound harsh, but one way of compensating for the removal of the state "safety-net" is pooling our resources to help those in need. I am not talking about implementing this on a large scale, of course, but we must concentrate on helping those we love and care about and construct our alternative communities now in order to prepare for the hard times that lie ahead. Our toughest companions in this struggle are the #Monero network and counter-economic spaces like #XmrBazaar.
Eğer insanlara, küreselci akbabalardan oluşan bir azınlığın masum erkekleri, kadınları ve çocukları öldürdüğünü, sakat bıraktığını ve kaynaklarını çaldığını söylerseniz, muhtemelen size ilgisizce bakıp o akşam yemeğinde ne yiyeceklerini düşünmeye başlayacaklardır. Öte yandan, bir politikacının vergilerini ödemediğini söylerseniz, muhtemelen hemen öfkeye kapılacaklardır. Bu, modern insanlığa yönelik oldukça iç karartıcı bir suçlama gibi gelebilir, ancak bu sadece, insanların ezici çoğunluğunun siyasi meselelere tamamen bencil bir ilgiyle yaklaştığını ve öfkelerinin çoğunun kıskançlık ve hasetten kaynaklandığını göstermektedir. Bu yüzden çoğu, büyük bankaları ve şirketleri yönetenlerden çok, sosyal yardım alan insanlarla daha çok ilgileniyor gibi görünmektedir. Öte yandan, "Panama Belgeleri" skandalına karışan iğrenç parazitler, özellikle de herkesin vergi ödemesi beklendiği bir ortamda, kesinlikle aldatıcı ve yozlaşmışlardır; ancak tüm vergilendirme sömürücüdür ve sona ermelidir. Vergilendirmenin kökleri dine dayanır; krallar ve şamanlar, bir tür mistik statü elde ettikleri gerekçesiyle çevrelerindeki insanlardan haraç talep etmeye başladılar. Ancak anarşistler ve devrimciler için vergilendirme konusu bize bir başarı aracı sunar, çünkü tarihten biliyoruz ki, vergilendirme düzeyleri giderek daha zorlayıcı hâle geldiğinde, tam da o anda halk ayaklanmaya ve sisteme karşı isyan etmeye başlar. Bu yüzden Batılı hükümetler, vergileri olabildiğince düşük tutmak için her zaman birbirleriyle yarışırlar. Bunun kesinlikle hayırseverlik nedenleriyle yapıldığı söylenemez, ya da bize inandırılmaya çalışıldığı gibi bir partinin seçilmesi için de yapılmaz.
Batı hükümetlerine sorun çıkarmak için bir yol, çevre bölgelerdeki devrimi desteklemek ve silah zoruyla Batı'ya ürün ihraç edilen Üçüncü Dünya ülkelerindeki topluluklar üzerindeki kontrolünü kaybetmelerini sağlamaktır. Yurtdışı operasyonlarının aksama yaşaması, Batı ekonomilerinin zarar görmesi anlamına gelir; bu da onları vergileri artırmaya zorlar ve biz de halktan istediğimiz tepkiyi alırız. Başka bir deyişle, bu tür yolsuzluklar mide bulandırıcı olsa da, halkın gerçekten karşı koymaya başlaması için durumun çok daha kötüye gitmesi gerekiyor. Ayrıca, işçi kooperatifleri ve insanların mevcut kapitalist sistemin dışında ticaret yapmasına olanak tanıyan bir karaborsa kurarak ve genel olarak ekonomiye katkımızı azaltmaya çalışarak bu sürece yardımcı olabiliriz. Zamanla, halkın vergileri ödememesi nedeniyle yetkililerin kontrolü kaybetmesi ve bu nedenle etkili bir şekilde işlev görmelerinin imkânsız hâle gelmesi (onları koruyan polis ve ordunun maaşlarının ödenmemesi dâhil) sonucunda, "girilemeyen" bölgelerin artmasını ve özerk, kendi kendine yeten köylerin yayılmasını göreceğiz. Tüm sosyal güvenlik (refah) yapısı da ortadan kalkmalıdır, çünkü bu da devrim tehdidini erteler. Bu kulağa sert gelebilir, ancak devletin "güvenlik ağı"nın ortadan kaldırılmasını telafi etmenin bir yolu, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için kaynaklarımızı bir araya getirmektir. Elbette bunu büyük ölçekte uygulamaktan bahsetmiyorum, ancak sevdiğimiz ve değer verdiğimiz kişilere yardım etmeye odaklanmalı ve önümüzdeki zor zamanlara hazırlanmak için alternatif topluluklarımızı şimdi inşa etmeliyiz. Bu mücadeledeki en çetin ceviz ortaklarımız Monero ağı ve XmrBazaar gibi karşı-ekonomi uzamlarıdır.
View quoted note →

Bitcoin, devletin merkez bankacılığının köhne tiranlığına ve finansal tekeline karşı yapılmış cepheden bir savaş ilanı ve kuşatma harekâtıydı; ancak Bitcoin'in şeffaf doğası, bu savaşı devletin kendi sahasına çekmesine ve kuşatanların kuşatılan hâline düşmesine izin verdi. Leviathan, Bitcoin'i yasaklamak yerine onu bir "günah defterine" hapsederek evcilleştirdi; borsalar, KYC prangaları ve zincir analiziyle onu gözetim altındaki bir yatırım aracına dönüştürdü. Oysa Monero, tüm insanlık için bir barış ilanı ve mutlak bir "Ekonomik Sesesyon" (Ayrılıkçılık) eylemidir. Monero, devlete saldırmaz ve devlete boyun eğdirmeye çalışmaz; devletin müdahale kapasitesini teknik olarak imkânsız kılarak ve devleti, bireyin finansal gerçekliği üzerinde gereksiz ve etkisiz bir posaya dönüştürerek onu oyun dışı bırakır. Monero, "beni kendi hâlime bırak" diyen bireyin, dijital dünyada ördüğü en aşılmaz duvardır. Devlet için barış, vergilendirilemeyen ve bireyin her hareketinin sürveyansa tâbi kılınamayacağı bir alandır ve bu onlar için en büyük tehdittir. Eğer mülkiyetinizin ve mahremiyetinizin dijital bir panoptikonda eriyip gitmesine karşı mücadele ediyorsanız, bu mücadelede kendiniz ve yakınlarınız için en iyisini umarken Monero'nun sağladığı matematiksel zırhı görmezden gelemezsiniz, ve eğer doğal haklarınızı savunacaksanız, Monero'yu sadece bir "gizlilik aracı" olarak değil, devletin tüm müsadere ve gözetim aygıtını teknik olarak imkânsızlığa mahkûm eden bir "Matematiksel Giyotin" olarak görmelisiniz. Zira müesses nizam, bu tarafsızlık ve mutlak gizlilik karşısında çaresiz kaldıkça, kendi bekasını korumak adına daha çok saldırganlaşacak ve mülkiyet haklarını hiçe sayan bir "topyekûn savaş" moduna geçecektir. Monero, bu kaçınılmaz çatışmada hür bireyin elindeki tek gerçek sığınaktır. Monero'nun bu üstünlüğü, sadece bir "mahremiyet özelliği" de değildir; rasyonel aktörlerin, devletin ve piyasanın birbirleriyle olan etkileşimini kökten değiştiren bir teşvik mimarisidir. Bitcoin ve benzerlerindeki şeffaf blok zincirleri, devletin "gözetleme maliyetini" düşürerek bireyi savunmasız bir pozisyona iterken, Monero, oyunun kurallarını devletin asla kazanamayacağı bir asimetrik savaş düzlemine taşır.
Eğer, Bitcoin zevatının ağızlarına sakız ettikleri Oyun Teorisi'nde gerçekten bir dengeden söz edebilmek istersek, hiçbir oyuncunun stratejisini tek taraflı değiştirerek kazancını artıramaması gerekir. Bitcoin'in buradaki çıkmazı, gizliliğin "isteğe bağlı" (opt-in) olduğu sistemlerde (Zcash veya Bitcoin mikserleri gibi), mahremiyeti tercih etmenin bir "suçluluk sinyali" hâline gelmesinde temellenir. Devlet, gizliliği seçen özneleri hedef alarak onları oyun dışı bırakır. Bu durumda rasyonel aktör, hedef olmamak için mahremiyetten vazgeçer. Sonuç tam şeffaflık ve dolayısıyla tam kölelik dengesi olacaktır. Fakat Monero'nun buradaki çözümü mahremiyetin bir seçenek değil, protokol seviyesinde bir zorunluluk olarak ayarlanmış olmasıdır. Herkes "saklandığı" için, hiç kimse "şüpheli" değildir. Bu, birey için en güvenli ve en kârlı stratejidir. Monero, tüm katılımcıları anonimlik kümesi içine katarak, devletin "ayrıştırma ve fethetme" (divide and conquer) stratejisini matematiksel olarak imkânsız kılar.
Bitcoin'de her satoshi'nin bir geçmişi vardır. Eğer bir Bitcoin, devletin "kara listesindeki" bir adresten geçtiyse, o Bitcoin "lekeli" (tainted) kabul edilir ve borsalarda daha düşük değer görür veya dondurulur. Bu durum, paranın birimdenkliğini (fungibiliteyi) yok eder. Piyasa katılımcıları, aldıkları paranın geçmişini kontrol etmek için devlete veya zincir analiz şirketlerine muhtaç hâle gelir. Bu, paranın üzerinde devletin gizli bir "onay yetkisi" kurması demektir. Bu rezalete karşın Monero'da paranın geçmişi yoktur. Her XMR, bir diğerine ontolojik denk ve olarak eşittir. Hiçbir satıcı veya alıcı, paranın geçmişini sorgulayarak stratejik bir avantaj elde edemez. Bu, piyasadaki bilgi asimetrisini ortadan kaldırarak parayı gerçek bir serbest piyasa aracına dönüştürür.
Devlet (tiran) ve birey arasındaki oyunda en kritik faktör Marjinal Takip Maliyetidir. Şeffaf blok zincirlerde AI ve zincir analizi sayesinde devletin bir işlemi takip etme maliyeti neredeyse sıfıra yakındır. Bu, tiranlığı kârlı hâle getirir. Monero'da ise tek bir işlemi çözmek için gereken hesaplama ve istihbarat maliyeti, o işlemden elde edilecek vergi veya müsadere gelirinden kat kat fazladır. Sonuçta devlet, rasyonel kalmak mecburiyetindeki bir aktör olarak, maliyeti getirisinden büyük olan bir gözetim faaliyetinden vazgeçmek zorunda kalır. Monero, devleti finansal olarak "iflas ettirerek" onu oyunun dışına iter. Bu, Bitcoin'deki giderek ayyuka çıkan "geri çekilme" gibi bir eğiliminin tam aksine, devletin saldırı iştahını kriptografi ile köreltmektir.
Ayrıca oyun teorisine göre, sistemin kapasitesini sabitlemek (Bitcoin'deki 1 megabayt sınırıyla yapılan gibi), madenciler ve kullanıcılar arasında bir "ücret savaşına" yol açar. Devlet, blok alanını spam işlemlerle doldurarak ağın kullanım maliyetini artırabilir ve sıradan bireyi sistemden dışlayabilir. Bu çirkefliğe karşın Monero'nun dinamik blok boyutu algoritması, ağın değişen taleplere göre genişlemesini sağlar. Bu, devletin ve diğer kötü aktörlerin ağı manipüle etme veya işlem ücretlerini yapay olarak şişirme kabiliyetini elinden alır. Oyunun kuralları, ağın hayatta kalması ve büyümesi üzerine kuruludur, sınırlı ve kısıtlı bir kaynağın açık artırması üzerine değil!
Bitcoin, devletle pazarlık masasına oturan bir devrimcidir; ancak masadaki kartları şeffaf olduğu için devlet onu her seferinde blöfle alt eder. Monero ise masayı tamamen ortadan kaldırır. Monero'da mülkiyet, bir kayıt değil, bir sırdır. Ve evrende hiçbir tiran, matematiksel bir sırrı müsadere edemez. Eğer kapitalizm, mülkiyetin gönüllülük esasıyla özgürce mübadele edilmesiyse, Monero, bu mübadelenin üzerinde devletin hiçbir izleme payı veya onay hakkı olmadığı tek gerçek kapitalist düzlemdir. Monero, devletin "gözetleme" kartını elinden alarak, onu "kör bir dev" pozisyonuna düşürür. Kör bir dev ise ne kadar güçlü olursa olsun, hedef alamadığı sürece zararsızdır. Monero, görünmezliğin sağladığı o mutlak dokunulmazlıktır.
Mahremiyet kaybolduğunda özgürlük değil, sadece seçenek illüzyonu kalır. Monero ve açık kaynak kodlu özgür yazılımlar bu kaybı normalleştirmeyi reddeder.
Açık kaynak kodlu özgür yazılım, insanların değil, fikirlerin meritokrasisidir. Dolayısıyla insanların sürekli "Monero'yu kim kontrol ediyor?" sorusunu sorması durumunda yanıt sadece şudur: "Monero'yu iyi ve sağlam fikirler kontrol eder, insanlar değil."
Fungibilite (birimdenklik), paranın ontolojik gerekliliğidir. Bitcoin, her ne kadar fiat tiranlığına karşı ilk kurşun olsa da şeffaf blokzinciriyle mülkiyetin geçmişini bir "günah defterine" dönüştürmüştür. Oysa gerçek mülkiyet, geçmişin yükünden arınmış olmalıdır. Monero (XMR), paranın en temel niteliği olan fungibiliteyi (paranın her biriminin birbirinin yerine geçebilirliği) teknolojik bir zorunluluk hâline getirerek parayı, devletin "kara listelerinden" ve gözetim kapitalizminin "etiketlerinden" azat eder. Geçmişi izlenebilen bir para birimi, her an müsadere edilmeye hazır bir şartlı tahliye belgesidir; buna karşın Monero ise mülkiyetin anonim mutlaklığıdır.
Gözetim altındaki mülkiyet, izinli mülkiyettir. Mülkiyet hakkı üzerindeki her türlü üçüncü taraf denetimi, aslında o mülkiyetin gizli bir ortağı olduğunu kanıtlar. Bitcoin'in public ledger'ı (herkese açık muhasebe defteri), mahremiyeti bir seçenek sananlar için bir panoptikondur. Monero'ya özgü Ring Signatures, RingCT ve Stealth Addresses kabiliyetleri, sadece matematiksel algoritmalar olmaktan ziyade, bireyin kendi iktisadi alanını fiziksel ve dijital olarak savunma iradesidir. Bir mülkün kime ait olduğunu ve nereden geldiğini bilme hakkı sadece mülk sahibine aittir; devletin veya zincir analiz şirketlerinin bu veriye erişimi, mülkiyetin özüne yapılan bir tecavüzdür.
Kodun egemenliğiyle tiran devletin iflası yakındır. Cypherpunklar kod yazarlar, politikacılar ise herkesi birer potansiyel suçlu konumuna düşüren yasalar dışkılarlar. Yasalar icazet bekler, kod ise icra eder. Bitcoin, şeffaflığı nedeniyle devlet aygıtı tarafından evcilleştirilmeye ve borsalar aracılığıyla "uyumlu" hâle getirilmeye müsaittir. Oysa Monero, Tail Emission (ardıl üretim) ve dinamik blok boyutu yetenekleri sayesinde sadece iktisadi sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda mülkiyetin tiranlıktan kaçış hızını temsil edip sağlama alır. Eğer bir varlık, sahibinin kimliğini ve işlem miktarını koruyamıyorsa, o varlık bir hürriyet aracı değil, dijital bir prangadır.
Mahremiyet, saklayacak bir şeyi olanların sığınağı değil, mülkiyetin sınırlarını belirleyen bir zırhtır. Bitcoin'de mahremiyet olsa olsa en fazla bir yama iken, Monero'da sistemin çekirdeğini teşkil eder. Protokol seviyesinde zorunlu kılınmayan bir mahremiyet, zayıf halkadır ve ilk baskıda kopar. Gerçek bir anarko-kapitalist ve agorist düzen, bilginin asimetrik gücünü devletten alıp bireye vermelidir. Monero, işlem bilgisini ve tüm transaksiyon geçmişini "bilinmez" kılarak, devletin vergilendirme ve regülasyon kapasitesini teknik olarak imkânsızlığa mahkûm eder. Bu, piyasanın tiranlığa karşı kazandığı kesin matematiksel zaferdir.
Mülkiyet, ancak görünmez olduğunda tam anlamıyla senindir. Gözetlenebilen her değer, bir gün mutlaka bir tiranın iştahını kabartacaktır.
Bu tehlikelerin önüne ancak #Monero ile geçebilirsin.
Mahremiyetinizi koruyan sağlam para hakkı, tam anlamıyla hem mülkiyet hakkı hem de kendi emeğinizin meyvesini alma hakkıdır. Para bizim sahip olduğumuz bir şeydir, birilerinin sahip olmamıza izin verdiği bir konsept asla değildir; ne de olsa adı üstünde "gönüllü mübadele aracı". İşte bu yüzden Monero temel bir haktır ve bütün mesele de budur. Bu durum, yozlaşmış, aşırı şişirilmiş, dengesiz, kötü bir parayı kullanmayı reddetme hakkına sahip olmakla ilgilidir. Paranızın dürüstlüğünü teyit edemiyorsanız, o parayla çok hızlı işlem yapabilmenizin hiçbir önemi yoktur. Bankacılık sistemini denetleyemiyor ve doğrulayamıyorsanız, paranızın hiçbir güvencesi yoktur. Dünyadaki herkes bireysel olarak bağımsız olmak ve kendi parasının güvende olduğunu bilmek ister. Fakat güven, eşi benzeri görülmemiş bir hızla yıkılmaktadır. Doğru olanı yapmaları için tüm kurumlara körü körüne güvendiğimiz bir çağdan, tüm sistemin hiçbir zaman güvenilir olmadığını, temeline kadar bir aldatmaca olduğunu anladığımız bir çağa hızla ilerlemekteyiz. Tüm bunlar göz önüne alındığında Monero merkeziyetsiz, bağımsız, kötü gözlerden uzak, her türlü düşmana karşı güvence altına alınabilen yegâne sağlıklı sağlam paradır.
View quoted note →
Kendi ülkeniz ve kendi halkınız için nasyonalizm mi istiyorsunuz? Irkçı, terörist ve "nazi" olarak anılacaksınız.
İsrail için İsrail'in nasyonalizmini desteklemiyor musunuz? O zaman yine ırkçı, terörist, "nazi" ve anti-semit olarak anılacaksınız.
Beyaz Hristiyan Avrupa kökenli nasyonalizmi eğer "destekliyorsanız" ırkçısınız.
Yahudi nasyonalizmini eğer "desteklemiyorsanız" ırkçı ve anti-semitsiniz.
Bunun şimdi nasıl işlediğini görüyor musunuz?
ABD Kongresi ve Avrupa Parlamentosu yıllardır müfredat, akademi, eğlence endüstrisi, ilaç endüstrisi, yemek endüstrisi, konvansiyonel medya ve sosyal medya ile zihinlerinin içine bilfiil sıçtıkları Beyaz Amerikalıların ve Beyaz Avrupalıların İsrail için Yahudi nasyonalizmini "desteklememesini" illegal-kriminal hâle getiren yasa tasarılarını kabul ederken, aynı zamanda Amerika ve Avrupa için Beyaz Hristiyan Avrupa kökenli nasyonalizmi "demokrasiye tehdit" olarak nitelendiriyor.
Bu durumda şüpheye mahal yok: İnsanlık, hayatta kalabilmesi için verdiği son mücadelesini 1945'te kaybetti. Yalan Mağduriyet Bilimi'nden ve yozlaşmadan başka hiçbir şey üretmeyen parazitler onlara sözde tanrıları tarafından vaadedilenlere kavuştu.
Bir hikâyeye göre bir zamanlar dünyadaki tüm bankalar ülkeden ülkeye altın taşımaktan yorulmuşlar. Bunun üzerine Pasifik Okyanusu’ndaki bir adada tüm bankaların genel merkezlerinin bulunduğu bir ofis açmaya karar vermişler ve tüm altınlar orada bir araya getirilmiş. Böylece altın bozdurmak zorunda kaldıklarında tek yapmaları gereken altını caddenin karşısına taşımak olmuş. Ve işlemler yaklaşık 10 yıl boyunca güzel bir şekilde sürdürülmüş. Sonra, farklı ülkelerden tüm banka patronları eşleri ve çocuklarıyla birlikte adayı ziyarete gelmiş ve büyük bir buluşma gerçekleştirmişler. Bu sayede muhasebe defterlerini ve işlemleri incelemişler ve her şey mükemmel bir düzen içindeymiş. Sonunda çocuklar “baba, altınları görmek istiyoruz” demişler. Bunun üzerine bir banka sahibi müdürlere “çocuklarımızı altınları görebilmeleri için kasalara götürün” demiş. Bunun üzerine tüm müdürler “şey, bu biraz zor ve sıkıntılı bir iş, ayrıca çok zaman alır” demişler. Patronlar da “Ne diyorsun sen be, aptal aptal konuşmayın, ne var bunda, altını görmesinler mi?” minvalinde tepki göstermişler... Bunun üzerine müdürler duraksayıp kemküm etmiş ve iki arada bir derede kalarak şöyle demişler: “Şey, üzülerek söylüyoruz ki yedi yıl önce yeraltında feci bir deprem oldu ve tüm altınlar yer yarılınca içine girdi, ama tabii ki hepimiz o zaman ne kadar altınımız olduğunu biliyorduk ve bu yüzden kayıtları buna göre tutmayı sürdürdük.”
Şaka gibi, değil mi? Ama maalesef bu bir gerçeklik; hem de yaşadığımız gerçeklik. Yani insanlar paranın defter tutmak olduğunu, defter tutmaktan başka bir şey olmadığını anlamıyorlar, bilmiyorlar ve hatta bilmek, duymak istemiyorlar. Bu defterse günümüzde çok dandik ve manipülasyona açık!